Zıpkınla Balık Avı ve Serbest Dalış Sitesi






 

 

Sizden Biri
 

  Yemler ve Ötrofikasyon

 

     Değerli arkadaşlarım zıpkınla balık avı diğer avcılık yöntemlerinden her yönü ile daha üstündür.Daha önceki yazılarımız da çektiğimiz fotoğraflarla defalarca bunu sizlere kanıtladık.Her bölgeden arkadaşlarımızdan telefonlar alıyorum.Balıkçıların av yöntemleri ile ölen carettaların,yunusların,kuşların,fokların ,küçük orfoz lahosların haddi hesabı yok inanın.Bu sayımızda ise size hiç düşünmediğiniz taraflarını göstereceğiz zıpkıncılığın.

   Evet arkadaşlar zıpkıncılıkta bir canlıyı avlamak için başka canlıları öldürmek ya da acı çektirmek zorunda değilsinizdir.Zıpkınla avlandığınız için balıkların yediği canlılara zarar vermezsiniz.Zıpkıncılığın beklide en üstün tarafı budur.Bir çipuraya duyduğumuz saygının aynısını karidese de duyarız.Zıpkıncılar suyun altını ve balık davranışlarını ezbere bildiklerinden balıkçılıkta ve amatör oltacılıkta da çok yeteneklidirler.Bu avlanma yöntemini seçmelerinin sebebi canlılara duydukları saygıdır.1 lahosu olta yada ağ ile yakalamak için yüzlerce  sübye ,binlerce balık ve kabuklu zaman zaman caretta öldürdükten sonra ben ne anladım bu avcılıktan?Adam gibi denize ve habitata hiçbir zarar vermeden sadece avlamak istediği canlıyı avlamak işin en mantıklısıdır.İlerleyen zaman içinde herkes anlayacak bu gerçeği.Aşağıdaki satırları okuyunca bunu sizlerde fark edeceksiniz.

 

 

    Bir habitata zarar vermek için habitattaki canlıları öldürmek zorunda değilsiniz arkadaşlar.Örneğin kemikli balıkları yok etmek istiyorsanız sübyeyi yada karidesi ortadan kaldırmanız yeterlidir.Bu bir zincirdir.Zincirin hiç tahmin edilmeyen bölgesindeki hasar gözle görülmeyecek şekilde habitata çok büyük bir darbe vurabilir.Yavaş yavaş habitat canlılığını yitirir.Zincirde hiç tahmin edilmeyen bölgelerdeki halkalar kopmak üzere arkadaşlar,müdahele edebilmek için bu halkaları önem sırasına göre doğru tespit etmemiz gerekir.İlk müdahale ötrofikasyona(açıklama aşağıdadır) yönelik olmalıdır .Bir çoğumuzun ilk defa duyduğu bu kavram denizlerimizin en büyük düşmanıdır.Çok hızlı yayılır ve habitatı tümden yok eder.Canlılar iri balık ve memelilerden başlayarak ya azalır ya da bölgeyi terk eder.Panikleyen insanlar suçluyu çok yanlış yerde aramaya başlarlar bu ise çok daha tehlikelidir.İşin özü sualtı yaşamını yeterince incelemeden alınacak her karar, yarar değil zarar getirir.Üzülerek söylüyorum ülkemizdeki araştırmalar çok yetersizdir.Ötrofikasyon dışında dolaylı yoldan da habitatın dengeleri bozulmaktadır.Aşağıda inceleyelim.

 

   Hiç düşündünüz mü acaba yakalanan yemleri arkadaşlar?Gelin hep beraber bu yazıda yemler konusunu inceleyelim.Bakalım hiç önemsemediğimiz bu canlıların azalması habitatı ne oranda etkiliyor?Kaç ton yakalanıyor bu canlılar?Bu canlıları yakalamak için neleri,hangi canlıları feda ediyoruz?Bu iş için ilk önce istatistikleri incelememiz gerekir.Mesela sübyeyi (mürekkep balığı)ele alalım.Değerli arkadaşlarım ülkemizdeki son istatistiklere göre(2006) sübyenin yakalanma oranı  1199 tondur.Kendi bölgemden biliyorum her uzatma ağında onlarca sübye çıkar.Balıkçılar bırakma,paragat ve sırtı denilen yöntemler için bu canlıya ihtiyaç duyarlar.Özellikle canlı olmasına çok dikkat ederler.Karabalık dediğimiz orfoz ve lahosları ,trançaları,akyaları,sinaritleri ve daha bir çok balığı bu yemi kullanarak yakalarlar.Bırakma denilen yöntemin gözlenemeyen ölümü yakalananın onlarca katıdır.Her yıl onlarca ton kara balık bu şekilde ıskarta olmaktadır ancak hiçbir üniversite görevlisinin bu durumdan haberi yok.Haberleri olmadığı gibi bu yöntemi en iyi avcılık yöntemi sanmaktalar.Bu yaz balıkçılara haber saldım 0-20 m aralığındaki kaya altından çıkaramadıkları bırakmalar için beni arayacaklar.İzleyin bakın sizlere ne videolar çekeceğim.Belki üniversitelerimiz suyun altında görmedikleri gerçeklerin farkına varırlar,bu şekildeki gözlenemeyen ölümleri araştırmaya başlarlar.Kayalık bir kıyı şeridine her gün ağ atarsanız sübye nüfusunu çok azaltırsınız arkadaşlar.Kıyı ağlarından yılın her günü binlerce ton sübye çıkmaktadır.Sübye bildiğiniz gibi bentik(kayalık zemin ,dibe bağımlı) bir çok canlının ana besin kaynağıdır.Size karadan bir örnek vereyim.Bir ormanda geyikler biterse geyikleri yiyen kurtlarda azalır.Bunun farkına varmayıp başka nedenler ararsanız kurtları asla koruyamazsınız.İşin özü denizi bir habitat olarak bilmek ve ele alabilmektir.Bu işte karadan masa başında olmaz.

Değerli arkadaşlarım şimdide karidesin yakalanma oranına bakalım.Son istatistiklerde 3856 ton karides yakalanmış gözüküyor.Tabi bu resmi kayıtlara geçen.Gerçek rakamı tahmin bile etmek istemiyorum.Şimdide bu kadar karidesi yakalamak için çıkacak ıskartaya bakalım.Aşağıdaki çalışma sanırım size ışık tutacaktır.Doğu Akdeniz karides trollerinde hedef dışı av ve ıskarta av oranlarını inceleyen bilim adamlarımız aşağıdaki sonuçlara ulaşmışlardır.

''Yapılan çalışmada 1kg karides yakalayabilmek için yaklaşık 2,7 kg tesadüfi av ve 12 kg ıskarta av yapılmış.Elde edilen sonuçlar yabancı araştırmacıların bulguları ile paralellik göstermiştir.''

Bu araştırmaya göre 3856 ton karides için ıskarta avı tahmini çıkarabiliriz.Tabi Marmara ve Ege'de bu oranlar değişecektir bunu da unutmamak gerekir.Ülkemizde değerlendirilemeyen  istatistiği ise 15843 ton olarak gözükmektedir.Dikkatinizi çekti mi bilmem sadece bir tür için ortaya çıkacak ıskarta bile bu rakamı geçmektedir.Bence çok ilginç bir durum.Bir avcılık yönteminin yapılabilmesi için ıskarta avın, hedef avın % 10 unu geçmemesi gerekir.Bunu biliyor muydunuz?Eğer geçerse avcılık yöntemi habitata zarar verir.Belki de şimdi anladınız zincirdeki hasarlı halkalardan birini.Sakın istatistiklerimiz bu durum ortaya çıkmasın diyerek düzenleniyor olmasın?Daha önceki yazılarımız nedeni ile son istatistiklerde grenyüz ve sarıağızın aynı balık olduğunu belirlemiştik.Son istatistiklerde değiştirmeye çalıştılar bunu.Bana göre başaramadılar.www.tuik.gov.tr   adresinde istatistiklere, tarım ve su ürünleri istatistikleri adlı başlıklardan ulaşabilirsiniz.Burada ,avlanan deniz balıkları miktarlarını incelediğinizde sarıağız balığının ingilizcesi mearge olarak yazılırken grenyüz balığının ingilizcesi meagre olarak yazılmış dikkatinizi çektimi bilmem.Akya(lichia amia) ve sarıkuyruk(seriola dumerili,avcı) balıklarını da birbirine karıştırmışlar,tıpkı Zeynel arkadaşımız gibi.Yakalanma oranları yanlış.Sargoz ve sokkan balıkları nedense diğerleri adı altında geçmiş oysa listedeki bir çok türden fazla yakalanıyor.Sanırım ileriki zamanda bu istatistikler birilerinin başını bir hayli ağrıtacak.Biz çalışmaya devam ediyoruz.İzleyin bakın neler çıkaracağız ortaya.Bu arada istatistiklerde en altta sarıağız balığının üretim miktarı,grenyüz balığının üretim miktarı kapsamında değerlendirilmiştir diye not düşmüşler ,ancak herhalde çok az yakalandı bu sene o nedenle grenyüzün yakalanma oranına fazla etki yapmamış!(üretim kelimesi sizi yanıltmasın avlanan anlamında kullanıyorlar,balık çiftlikleri içinse yetiştiricilik üretimi kelimelerini seçmişler) En son istatistiklerde 96 ton yakalanan sarıağız, grenyüze eklenince beraberce 20 ton avlanmış gözüküyorlar!İşin dikkat çekici tarafı üniversitelerin bu duruma müdahale etmemeleri.Oysa sürdürülebilir avcılığı sağlayabilmek için ellerindeki tek veri bu istatistikler.

Değerli arkadaşlarım su ürünleri istatistiklerinde ''diğer deniz ürünleri ''adı altında kabuklu ve yumuşakçaların yakalanma oranlarını bulabilirsiniz.Tabi bu rakamlar resmi kayıtlara geçen kısımdır!Anlatmak istediğimiz hani küçük balık yoksa büyük balıkta yok deniyor ya,aslında yem yoksa balıkta yok denmeliydi.Bu yemlerin yakalanma şekilleri bile bir hatadır aslında.Ekosistemi tümden etkiler.İspat isteyen youtube da ''trol'' yazsın dip görüntülerini izlesin.Bunu izleyenler trole şartlanmasın , gırgırlar şu an avcılık sisteminin en üst basamağındadır.Yani en fazla yakalama oranları gırgırlardadır.

Ülkemiz yem için para da kaybetmektedir arkadaşlar bu da işin bir diğer yüzü.Benim bölgemdeki balıkçılar ithal palamut,sübye ve tırsiyi inanılmaz oranlarda tüketmektedirler yem için.Yazın gırgırlar çalışmadığı için bu yemlere çok büyük paralar harcamaktadırlar.Tabi birde yemlerin yakalanışlarına harcanan mazot ve iş gücünü de eklersek ortaya çok büyük rakamlar çıkacaktır.

İşin özü arkadaşlar,zıpkınla balık avı geleceğin avlanma yöntemidir.Hemen hepimiz olta atmışızdır veya hala atmaktayız.Bir tane çipura yakalamak için kaç yem öldürdüğümüzü,bu yemlerin önümüze gelirken kaç canlının telef olduğunu düşünürsek zıpkınla avlanmak en temiz avlanma şekli olarak karşımıza çıkacaktır.Avcılar belli bir sınıra  ulaştıklarında inanın eğer canlılara saygı duyuyorlarsa avlamak istedikleri canlı için kaç canlı öldürmek zorunda kaldıklarını hesaplamaya başlarlar.En az kayıpla hedef avınızı avlamak istediğiniz zaman ve seçenekleri masaya yatırdığınızda zıpkınla balık avı en iyi avlanma şekli olarak karşımıza çıkar.Hele hele av aracı ile balığın karşılaşması neticesinde ölüm süresini de işin içine katarsanız zıpkınla balık avı benzersiz kalır.Zıpkınla avlanan bir balığın anında ölme şansı vardır.En kötü ihtimalle yüzeye aldığımızda bıçağımızla söndürürüz balığı.Balığın acı çekmesi bizi rahatsız eder,ona duyduğumuz saygıyı zedeler.Diğer avlanma yöntemlerinde ise balıklar ve diğer canlılar saatlerce ağda yada misinada ,sonrasında güvertede ağdan ayıklanmayı bekleyerek çırpınarak ölürler.Ölüm süresi inanılmaz uzundur.Bu çırpınışlar balıkta biyolojik değişikliklere de neden olur.KKGM 'nin bu konuda dağıttığı broşürlerden bir paragrafı aynen size aktarıyorum.

Avlanma sırasında balıkların çoğu oltalardan veya ağlardan kurtulmak için büyük çaba harcadığından balıkların ölümü stresli ve zor bir durumda meydana gelir.Sonuç olarak ,balıklar ölüm sertliği sürecine daha erken bir zamanda girerken,enzim ve bakteri faaliyetleri daha erken başlar.Balıkçılar balığın ölümünden önceki bu aşırı hareketlilik durumunu mümkün olduğu kadar azaltmaya çalışmalıdır.Bu nedenle ağın suda kalma süresi mümkün olduğu kadar kısa tutulmalı ,balık mümkün olan en kısa sürede güverteye alınmalı ve satışa sunulacak hale getirilmelidir.Özellikle orkinos benzeri büyük balık türlerinin güverteye alınmasının hemen sonrasında ölmesi sağlanmlıdır.

Restoranların vitrinlerini süsleyen balıkların bir kısmının neden bayat gibi gözüktüğünü anlıyorsunuz sanırım!

Değerli arkadaşlarım eğer zıpkıncı iseniz bu deniz üstündeki en iyi avlanma şekli sizinki bunu aklınızdan bir an bile çıkarmayın.Haklarınızı sonuna kadar savunun ,kendi içinizdeki eksik bilgi ile konuşan arkadaşlarınıza yazılarımızı okutun,bilgilenmelerini sağlayın.Zıpkıncı bu balığı bitiriyor şu balıktan bu kadar yakalıyor diyenlere tuik istatistiklerini gösterin.Diğer avlanma yöntemlerini inceleyin ,merak edin.Ülkemizde on binlerce balık lokantasında, pazarlarda balık hallerinde  her gün satılan balıkları ve bu balıklar için ıskartaya çıkan masum canlıları düşünün.Bakın daha yeni Türkiye zıpkınla balık avı yarışmasını gerçekleştirdik.Eskiden vurulan balıklar abartılarak katliam olarak gösterilirdi.Artık yavaş yavaş bilinçleniyoruz vurulan balığın Kuşadası balık halinde bir tezgahtaki bir günlük balıktan bile az olduğunu hepimiz anlıyoruz artık.O tezgahlara her gün geliyor o balık tabi lokantalara ,otellere satılanlar gırgırların yakaladıkları hariç…Ancak scubacılarımızın sitelerinde yine benzer haberler çıktı.Bu arkadaşlarımızı da bilgilendirmeliyiz hep beraber.Serbest dalarak balık avlamak ferdi bir spordur genelde arkadaşlar.Bizden önceki nesilde bazı avcılar bencilce davranarak bilgilerini gizlemişlerdir.Bu durum ise fesat düşünceleri tetiklemiştir.Geçmişte yaşadığımız sorunlar hep bu fesat düşüncenin eseridir.Bence zıpkıncıların kırması gereken kendi zincirlerindeki en önemli halka budur.Bunun çözümü de  bilgiden ve hoşgörüden geçer.Zıpkıncılarımız gün geçtikçe bir araya gelmekte ve sorunların çözümü için yapılaşma içersine girmektedirler.İleriki zamanlar zıpkıncılar için gelecek vaat etmektedir.Yarışmalarda bunu fazlası ile görmekteyiz .Bir aradaki 59 klüp çok şey ifade eder arkadaşlar.

Bu yemler konusu çok geniş bir konu  zaman zaman etkili fotoğraflarla bu konudaki yazı dizilerimiz devam edecek.

ÖTROFİKASYON

Denizlerimizdeki en önemli tehlike ötrofikasyondur arkadaşlar.Bir çoğunuzun ilk defa duyduğu bu kavramı ve etkilerini sizlere ilk önce kabaca ilerleyen sayılarımızda detaylara inerek ve fotoğraflar eşliğinde açıklamaya çalışacağız.

Hemen hepimiz değişik bölgelerde yaşantımıza ve işlerimize göre belirlediğimiz zaman dilimlerinde denizlerle buluşmaktayız.Hiç fark ettiniz mi arkadaşlar ?Denizlerimiz gittikçe bulanıyor.Yazları esen hakim rüzgarlara ve gün geçtikçe artan kuraklığa rağmen artık denizlerimiz eski maviliğini kaybetmeye başladı.Geçen gün Kuşdası' nda güzel bir yarışma yaptık.Sular leş gibiydi.İnanın bundan çok değil 7,8 sene önce yaz kış Kuşadası'nın denizi cam gibiydi.Ne zaman borular döşenip denize kanalizasyon arıtılarak verildi durum değişti.Yapılaşmada bunda çok etkili oldu.Bugün Kuşadası'nda botunuzu denize indirebilecğiniz nerede ise hiçbir yer kalmadı.Şimdide mavi bayrak alacağız  diye tüm sitelerin kanalizasyonunu birleştirip denize vermeye hazırlanıyorlar.İyi versinler,mavi bayrağı da alsınlar ancak ilerleyen zamanda torunları denizlerimiz neden yeşile döndü diyecekler.Aynı olayı Kazıklı ,Didim ve Güllük'tede yaşadım arkadaşlar.Hatta bu durum bugün Marmaris'i bile tehdit etmektedir.Kazıklıda bundan yine çok değil 7,8 yıl öncesine kadar 30 metreye yakın görüş olurdu yazları.Her yer balık doluydu.Dibi seyretmeye doyamazdınız.Kayalarının bileşiminden ötürü hiçbir yerde olmayan süngerler yetişir,balık türleri dolaşırdı bu sularda.Şimdi ise aynı yerlerde yazın burnumuzun ötesini görürsek şaşırıyoruz.Vücudumuzda çıkan bir sivilceden acaba hastalık mı kaptım endişesine düşüyoruz.Balık çiftliklerinde toplu ölümler başladı.Haberlerde haftalarca izledik.Bu olayı da geçiştirdi üniversitelerimiz Allah razı olsun!Yer yer dipte öldükleri için balık çiftliklerinden yasak olmasına rağmen atılan balıklara rastlayarak iğrenç bir koku ile denizin içinde yüzmeye çalışıyoruz.Yeni başlayan arkadaşlarımız durumun farkında değil.Onlar levreğin kefalin verdiği bollukla geleceği kestiremiyorlar.Kısa zamanda habitatın ne kadar değiştiğine ve kötüye gittiğine şahit olan biri olarak bu konuya bundan sonra daha çok önem vereceğim.

 

Değerli arkadaşlarım işe ilk önce ötrofikasyonu kabaca tanımlayarak başlayalım.

Ötrofikasyon ekosistemin taşıyabileceğinden daha yüksek oranda organik madde içermesi,hatta daha da ilerleyerek sistemin içsel solunum diye adlandırılan aşamaya geçmesidir.Su kütlelerindeki ısı tabakalarının çeşitli nedenlerle belirli zamanlarda yer değiştirmesi ile dipte biriken organik sediment suyun üst yüzeyine çıkarak,üstteki tabakada ki suyun derine inmesi neticesinde bir karışım meydana gelir.Bu karışım su kütlesinde bir bulanıklıkla beraber alg olarak tanımlanan tek hücreli yosunların patlamasına neden olur.Bahar aylarında deniz ve göllerdeki kimi zaman kızıl kahve,kimi zamanda mavi yeşil bir tabakanın su yüzeyini kaplamasının nedeni de bu alg patlamasıdır.

Bu değişimin yaşandığı dönemde suda hızlı bir oksijen tüketimi meydana gelir ve sudaki canlılar (başta balıklar) yaşamları için gerekli oksijeni bulamayarak ölürler.Bu sene yaşanan balık ölümlerinin nedenini yavaş yavaş anlamaya başlıyoruz sanırım.

Bu yeşil tabaka eğer suya besin eklemeye devam edersek hiç yok olmamaya başlar.Habitat bu durumda en yaşamsal kaynağı olan güneş ışığını yavaş yavaş yitirir.Bu durum dipte yaşayan bitkileri ve dolayısı ile tüm zinciri etkiler.Ayrıca hastalıkların yayılması için inanılmaz güzel bir ortam oluşturur.

Ötrofikasyon sadece göllerde olmaz.Karadeniz ,Marmara gibi dışa kapalı diyebileceğimiz denizlerde,dışa açık ancak akıntılardan etkilenmeyen koy ve limanlarda hızla artmaktadır.

    Peki neler ötrofikasyonu tetikler.Benim sualtındaki birebir yaşadığım tecrübelere göre balık çiftlikleri ilk sırada gelir.Daha sonra mavi bayrak almak için sözde arıtılarak denize verilen kanalizasyonlar ve maalesef denizciliğimizi geliştirmek için yapılan limanlar gelir.Sonrasında tarım ve erozyon nedeni ile akarsularla toprak kaybı,su ihtiyacımızın artması,su kaynaklarının kirletilmesi gelmektedir..Çok yakından takip ettiğim bu konuyla ilgili her arkadaşımı uyarmak isterim.Çok yakın gelecekte denizlerimizin berraklığını kaybedeceğiz.Bugün bir çok noktada deniz suyu analizleri yapılmaktadır.Ancak bu analizlerdeki kriterler acilen  biyolojik kriterler başta olmak üzere düzenlenmelidir.Suların gittikçe yeşile döndüğü noktalardan temiz raporları geldiğini üzülerek duymaktayız.Belki bu analizleri yapanlar farkında değil ama habitat bu tip yerlerde tümden değişiyor.Hem de hızla.Sualtını gözlemleyemeyen bu analizleri yapan arkadaşlarımıza dipteki değişikleri anlatmalı ve göstermeliyiz.Bugün Marmaris gibi bir yerde ben bulanıklıktan şikayet ediyorsam bunun ciddi olarak düşünülmesi gerekir.Yazın hakim rüzgarlarla sualtı görüşünün kısmen düzelmesi sizleri aldatmasın.Bu rüzgarlardan kaynaklanan akıntılara rağmen her sene sularımızın maviliğini yitiriyoruz.Gönül isterdi ki balık çiftliklerimiz denizlerimizi hiç kirletmesin.Yetiştirdikleri balıklar deniz balıklarından farklı olmasın,bütün türler yetiştirilsin.O zaman avcılık yapmanın da bir anlamı kalmazdı zaten .Ancak şu anki durum; balıklar antibiyotik verilerek toplu halde beslenmekte,sadece adam gibi 2,3 tür yetiştirilmekte,lezzetsiz balıklar ,denizlerimizin maviliği de tehdit edilerek soframıza ulaştırılmaktadır.Bu sektör, özellikle üniversitelerimizi ,mezun olan su ürünleri mezunları nedeni ile inanılmaz etkileri altına almıştır.Sualtında olup bitenden haberi bile olmayan bazı bilim çevreleri bu oluşumlara inanılmaz destek vermektedirler.Balıkçıların büyük çoğunluğu içinse suyun berraklığının pek bir önemi yoktur.Bugün Marmara'da olduğu gibi balık çıkmazsa karidese çalışırlar olur biter.Değerli arkadaşlarım istatistiklerden gördüğünüz ,denizlerimizden anlayacağınız gibi kimsenin kötü gidişe dur diyeceği yok.Bizler bir an önce yaptırım gücümüzü arttıracak oluşumlar içine girip ağırlığımızı hissettirmeli ,kötü gidişe bir son vermeliyiz.Bunu üniversitelerden,balıkçılardan,kkgm den beklerseniz kendinizi yemyeşil denizlere ve birkaç tür balık yemeye alıştırın derim ben…Umarım sizlere biraz olsun geniş bir çerçeveden bakma olanağı sunmuşumdur.Denizlerden biz dahil hep aldık ama ne verdik?Masmavi sularda en güzel balıklar sizlerin olsun,rasgele….

                                                           Gökhan ÇETİN

 

 

 

 

 

 

 

 

© Spearfishcafe 2008 - bilgi : info@spearfishcafe.com